ANGİOCAT

HAYATIN PEŞİNDE,ELİMDEN GELDİĞİNCE..

Hiç Birşey Eskisi Gibi Değil…

leave a comment »

”Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak”  4 Aralık 2011…

Van’da yaşadığım sıkıntılı bir anın sonrasında telefonuma not olarak yazmıştım bunu..Belki çok klişe bir cümle ama o andan sonra hayata eskisi gibi bakabilmem mümkün olmayacaktı,emindim..

10 Şubat itibariyle İstanbul’a döndükten sonra hayatımın gerçekten de eskisi gibi devam etmediğini fark ettim.Bir kere 3 saniye içerisinde tüm şehrin yok olabileceğini biliyordum.3 saniye içinde tüm sevdiklerimi kaybedebileceğimi biliyordum.3 saniye içerisinde 5 parasız,evsiz barksız kalabileceğimi biliyordum.3 saniye içerisinde aklımı yitirebileceğimi biliyordum…

İstanbul’a döndükten sonra post travmatik bir durumdaydım.Mesela bir mekan da oturup arkadaşlarımla sohbet ederken  deprem olursa nereye sığınabiliriz,duvarlar ve kolonlar ne kadar sağlam,çatlak var mı,hangi eşya kimin üzerine ne şekilde düşer,insanlar nereye saklanır nereye doğru koşarlar vb. şeyleri düşünmeye dalar sohbetten kopar giderdim.(arada bir bu hal devam ediyor bunu tamamiyle atlatabilmiş değilim)Hala uzun süre banyo da kalamam,gürültülü yerlere giremem ,o an da deprem olursa ve ben kendimde olamazsam diye alkol alamam.Ama Van depreminin bana faydası da olmadı değil.Mesela artık yemek yapıyorum..

2 sene evvel yaşadığım tatsız durumlar sonrasında mutfağa küstüm..Kimseye yemek yapmak ki kendime dahil istemiyordum.Hele ki patlıcan benden mümkün olduğunca uzakta kalmalıydı.Halbuki ben özellikle yöresel yemekler yapmayı çok severdim.Yalnız yaşadığım için bu süreçte hiç zorlanmadım ya dışarda yemek yedim yada eve sipariş ettim.Ha tabii bu durum +10 kg olarak haneme yazıldı o bambaşka bir olay..Bu durum  10 Şubat 2012 ye kadar böyle devam etti yani tam 2 yıl..

Şimdiler de beni mutlu eden hiçbirşeyi ertelemiyorum.Arkadaşlarıma  onları sevdiğimi belli ediyorum (hiçte huyum değildir),insanlara dokunmak,sarılmak,elini tutmak hiç adetim olmadığı halde mümkün oldukça ten teması kurmaya çalışıyorum (her deprem olduğun da korkmamam için arkadaslarım bana sarılırlardı ve bunun sonrasında ten temasının önemini anlamıstım),bol bol dışarı çıkıyor yürüyor kendime zaman ayırıyorum ve ben artık  yemek pişiriyorum..

Eskisi gibi güveçler,keşkekler,börekler,çörekler yapmasam da artık yemeğimi kendim yapıyorum.Evime dolan yemek kokusunun bana verdiği huzuru anlatmam mümkün değil.Sık sık mutfağıma bakıp ”yaşıyor” diyorum..Evet ocağımda pişen her tat mutfağıma hayat veriyor ve tabii bana da..

Artık paranın,işin,zamanın hiç bir önemi yok benim için..3 saniye içerisinde ve belki de hemen şimdi sahip olduğum herşeyi kaybedebilirim…Hayatım da yeni bir yol açıldı,beni neyin mutlu ettiğini çok net bir şekilde anladım.Musluktan akan suya,evde yanan ışığa,sıcacık battaniyeme,dolapta duran meyveye,çamaşır makinesine,sıvı sabuna,peçeteye kısacası şuan sahip olduğum herşeye şükretmeyi öğrendim..Boş bir ekmeğin bile beni ne çok mutlu ettiğini ekmeksiz aç kaldığım görev zamanlarımda anladım.Ekmeği bulduğumda arkadaşlarımla paylaşırken gözlerinde ki ışığı gördüğümde paylaşmanın tarifsiz bir haz olduğunu anladım..

İşin özü ne demiş Nazım üstad ;

” büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.”

Öyle ise yaşayalım gitsin…

Not : Artık hiçbirşey eskisi gibi değil..  09.03.2012

Written by ozlemozisik

Mart 9, 2012 at 6:36 pm

iş'sel mevzular kategorisinde yayınlandı

Kibrit Kutusundan Hayatlar-VAN

leave a comment »

Kibrit kutusu kadar güçlü evlerde yaşıyorlardı…yıkıldı..

Kibrit kutusu kadar çadırlar kurdular,soğuktu,ısınmak lazımdı…yandılar..

Kibrit kutusu kadar konteynırımız olsa yeterdi dediler,öyle ya en azından yanmazdı..arkası olan verilen kibrit kutusuna 15 kibritle sığışmanın haklı gururunu yaşadı..Ardında kimsesi olmayan açtı ellerini Tanrı dan bir kibrit kutusu diledi..

Kocaman devletti..Ocak sonuna kadar kimse çadırda kalmayacak herkesin bir kibrit kutusu olacak dedi..alkışladılar…

Ne anlatmak istiyorum,neyi ne kadar anlatabilirim bilmiyorum..Dün gece deprem kabusunu yeniden yaşarken acil serviste karşılaştım onunla, o pembe montlu kız çocuğuyla..Elleri,yüzü,kafası komple yanmıştı..Yüzüne bir kez baktım,bir daha bakamadım..utandım..O yanmıştı artık eskisi gibi bir yüzü yoktu da,benimse ona birkez daha bakmaya hiç yüzüm yoktu..

Ey devletlüm,ey haşmetlüm;

Vereceğin ne saray,ne köşk…hepsi hepsi kibrit kutusu büyüklüğünde bir konteynır..Onlar oraya 15-20 kişi sığmaya razılar..Artık yanmak istemiyorlar,artık donmak istemiyorlar..Kibrit kutusu kadar mutluluk yeter…

ah yine deprem oluyor..üzgünüm çıkmam gerek…

 

Written by ozlemozisik

Ocak 12, 2012 at 2:00 pm

iş'sel mevzular kategorisinde yayınlandı

Teşekkürler; YÜRÜYORUM SİZİNLE..

with 3 comments

-Alo, Özlem hanım 112 komuta merkezinden arıyoruz şuan nöbeti bırakıyorsunuz,yarın Van’a gitmek üzere hazırlanıyorsunuz yanınıza battaniye,yastık,kalın formalarınızı alıyorsunuz sizi tekrar arayıp uçak saatinizi bildiricez..

-peki..

Saat 17:30 da nöbetimi bırakıp eve geçtim,aileme ve yakınlarıma haber verdim..Tüm mucize o andan sonra başladı.Telefonum susmak bilmiyordu,ailem korkmuş panik haldeydi,arkadaşlarım sürekli arıyor güzel dileklerini,dualarını iletiyordu bana ”valizim ve ben Van için hazırdık” artık..

Yola çıktığımızda  bir sürü soru işareti vardı aklımda..Van nasıl bir şehirdi,ne durumdaydı,nelerle karşılaşacaktım,neler yapabilecektim?

Van’a ulaştığımızda eski ekipten görev süresini uzatan arkadaşlarımız karşıladılar bizi.İşlemlerimiz yapıldıktan sonra ambulanslara binip yeni evimize ”çadırımıza” doğru yola çıktık.Kalacağımız yer eski 112 komuta merkezi bahçesinde konuçlanmış çadırlardı.Konteynır komuta merkezi,çadır yemekhane ve yine çadırdan hareket merkezi yine bu bahçede yer alıyordu.Birçok farklı şehirden gelen ekipleri görmek beni hem mutlu etmiş hem duygulandırmıştı.Çadırımıza yerleştik,yeni ekipleri kurduk,araçlarımızı teslim aldık ve görev için hazırdık artık..

Neler gördük,neler dinledik,neler yaşadık,nelere şahit olduk hepsini daha sonra kafamı toparladığımda paylaşıcam ama bunların ötesinde anlatmak istediğim daha doğrusu teşekkür etmek istediğim bazı kişiler var..

Burcu Tüzün;

Kendisiyle hiç yüzyüze görüşmemiştim.Van’a gideceğimi haber alır almaz bana orada bulunan abisi ve yengesinin numaralarını vermişti.Yaşatacağı mucizeleri nerden bilecektim ki?

Van’a ulaşalı henüz birkaç gün olmuştu ki telefonum çaldı,arayan ”Barış Tüzün” dü yani Burcu’nun abisi.Kendisi orada özel bir hastanede cerrahtı.Özlem sizin merkezdeyim dediğinde neler hissettiğimi anlatmam çok zor..Orada öyle bir gurbet havası var ki hem yalnızız,hem şartlar zorlu,hem hayati tehlikemiz mevcut..Barış abim ilk karşılaşmamızda sıcacık sarıldı bana,öyle samimiydi ki hani sanırsınız uzun yıllardır tanışıyoruz.Beraber çadırımıza geçtik,sallama çay içip sohbet ettik.Bana hastanelerinde ki şahsi odasını dileğimce kullanabileceğimi,banyo vs ihtiyacımda hiç çekinmeden ona ulaşmamı söyledi.O akşam abimi uğurlarken hissetiği şey ”yalnız değilsin Özlem” oldu..

Hastaydım,ateşim çıkmıştı,telefonda konuştuğum kişilerden sakladığım öksürüğümü saklayamıyordum artık,ateşim öyle çoktu ki bilincim yarı kapalıydı sanki..konuşulanları duyup yanıt verememek çok kötüydü..Kolumda serum başımda arkadaşlarım çadırda yatarken bir ses duydum ”Özlem bu halin ne,hemen gidiyoruz hemen!Bana neden haber vermedin,ne koydunuz seruma?Özlem,iyimisin?” bu panikli ses abim Barış Tüzün’e aitti..Eliyle ateşimi ölçerken ağlamaklı oldum ama konuşamadım.Bana uyku tulumu getirmişti..Bunları da Burcu yolladı içinde ne var bilmiyorum dedi..Burcu yani yeni dostum,kardeşim…Görmeye gerek yokmuş,yürek birliği etmek yetermiş meğer..

Gonca Ünsalan;

O hep yanımdaydı..Gitmeden evvel,gittikten sonra herzaman her saat benimleydi canım dostum..Öyle çok dinledi ki beni,anlattığım serzenişte bulunduğum herşeyi usanmadan dinledi.O sakin huzur dolu sesiyle yatıştırdı beni.Görev süremi uzatıp eldeki eşyaları tüketince o  neye ihtiyacın var dediğinde biraz çekinerek ”şey çamaşır..çünkü yıkayınca seremiyorum e seremeyince donuyorlar zaten elde de yıkanmıyor ki düzgünce ” diye döktüm içimi..”başka ” dedi..”ciklet” dedim..Çok geçmeden paketim elimdeydi..Çamaşırlar,çoraplar,vitaminli vitaminli olips şekerler birde dudak koruyucu..”dudaklarım çok kötü oldu” dediğimde hemen not almış meğersem=)) Dünyalar güzeli dostum..Sen hep benimle kal olur mu??

Gamze Terzi;

O sıcacık sesinle nasıl huzur buldum,kendimi ne iyi hissettim biliyormusun dostum?Hep yanımda olduğunu bilmek,hep arkamda olduğunu bilmek,desteğini görmek gibi güzel şey yoktu dünyada..Hani ”paran var mı” diye sordun ya..hani herşeyi düşündün ya sen işte o zaman ”kardeşim” oldun..O güzel yüreğin yanımdan ayrılmasın..

Gökalp Kunt;

Sen dünyanın bir ucunda ben bir ucundaydım..Deprem olur olmaz oradan bana ulaşıp sesini duyurdun,yanımdaydın,elimden tutuyordun..Hangi kuzunun böyle güzel abisi var ki?Ben çok şanslı bir kuzuyum çook..

Erkin Korkmaz;

Senin acın vardı..Yitirdiğin sadece anneannen değil çocukluk anılarındı ve ben o gün depreme yakalanmanın telaşesiyle seni arayamadım bile..Ama sen hasta olmana rağmen,acılarına yitirdiklerine rağmen unutmadın beni..Senin desteğinin yeri öyle ayrı öyle özel ki ” seni tanıdığım için,hayatımda olduğun için,arkadaş,dost,abi olduğun için tanrıya şükürler olsun”

Jbid Arsenyan;

Senin sessizliğinin ardında ki yüksek sesini duyuyorum,iki cümlenin arkasında ki çığı görüyorum..Sen hep böyle kal ama yanımda kal..

Masis Üşenmez; bence siz harika bir çiftsiniz çünkü yürekleriniz çok güzel yüreğinizi paylaştığınız için borçluyum..

Annem Neriman hanım;

Gidiyorum dediğim andan ben İstanbul’a dönene kadar uykuların yarımdı,her deprem haberinde benimle sabahladın,işime engel olmamak için aramaktan çekindin ama kendini engelleyemedin,çok zaman sesin titreyerek ama belli etmemeye çalışarak konuştun telefonda ama kapadıktan sonra çok ağladın bilirim..Senin görevin benimkinden zordu be annem..Evladını afet bölgesine göndermenin ona heran birşey olacak korkusu duymanın ama buna rağmen metanetli durmanın,duramamanın nasıl bir his olduğunu bilemesemde anlarım..Sana çıkıştım bazen ”anne,lütfen sakin ol ben masa başında çalışmıyorum işimi kabul edin artık” dedim sen sustun..Biliyorum bunu hiçbir zaman kabullenemeyeceksin..

Ama ne var biliyormusun ayaklarımın altında yer her kaynadığında,ölüme her yakın duruşumda aklımda birtek sen vardın..Hep senin nasıl dayanacağını,beni nerede arayıp nasıl bulacağını düşündüm.Kelimelerim tükendi…Annem ben seni çok seviyorum..

Babam Resul bey;

Neden telefonda azıcık konuşup hemen telefonu anneme verdiğini söylediler öğrendim babacım,ama sen hiç üzülme o sesin hiç titremesin..Babalar çok sağlam olurlar yani aynı senin gibi,öyle olurlar ki evlatları onlara hiç korkmadan sırtlarını yaslayabilsinler..”Babacım,ben tam senin kızınım,hemde aslan kızınım..seni seviyorum”

Ve daha nice ismini sayamadığım telefon eden,mesajlarla,dm lerle bana ulaşan ulaşmaya çalışan arkadaşlarım,dostlarım,hiç tanımadığım yeni arkadaşlarım..Van’da olan ben değildim sizlerdiniz.Sizler hep benimle birlikteydiniz yüreklerimiz birdi.Hiç ayrılmayacağımız hep beraber olacağımız nice umutlu yarınlara..Hepinize yürek dolusu TEŞEKKÜRLER…

Ve şimdi yani 30 Aralık 2011 tarihi itibariyle yüklenip valizimi tekrar gidiyorum..Bu kez yanımda onlarca yürek olduğundan emin bir şekilde daha sağlam adımlarla..Siz arkamda oldukça bana hiç birşey olmaz,yürüyelim arkadaşlar!!!

 

 

 

Written by ozlemozisik

Aralık 26, 2011 at 12:45 pm

iş'sel mevzular kategorisinde yayınlandı

VAR OL; Alev DURMUŞOĞLU

with 4 comments

”Ayaklarım üşüyor” dedim ”yarın penti deposuna gidip personele,çocuklara,kadınlara çorap alıyorsun” dedi..

Telefonda onunla konuşurken ”deprem oluyor” dedim, ”hemen ordan çık” diye feryat etti..

”Canım meyve istiyor en çokta muz” dedim,” yarın gidip meyve alıyorsun ” dedi ben İstanbul’a dönene kadar muz yiyemeyişimi dert edindi…

”Feci deprem oldu,şiddeti kaç ki?” dedim, herkesi ayaklandırdı ” 4.9,  kavurma” dedi..

”Bebekler donuyor,böyle hayat olmaz olsun hiç bişey yapamıyorum” dedim,” bebek tulumları yolda” dedi..

”Kar yağıyor,ısınmamız çok zor formalar çok kirlendi yıkayınca donuyorlar” dedim,” dağcı kıyafetlerinizi thy kargodan teslim alın” dedi..

Şoktaydım gecenin bi saati uyuyor mu diye düşünmeden,ailemden önce onu aradım ”Van bu kez bitti,deprem çok kötüydü ama ben yaşıyorum” dedim..benimle ülkenin öbür ucunda sabahladı destek oldu ”özlem sen iyimisin,ne olur dikkat et” dedi..

”Çocuklar perişan,kıyafetleri yok donuyorlar hem karda başladı ”dedim, herkesi ayaklandırdı işini gücünü kazancını bi tarafa bırakıp kıyafet topladı kampanya başlattı..

”Yeni yıl,oyuncakları da yok” dedim..LÖSEV’i organize edip hem lösemili çocukları hem Van’lı çocukları mutlu etti..

Her sıkıldığımda,her daraldığımda,burnumu her çekişimde,her ağladığımda,her isyan ettiğimde telefonun öbür ucundaydı o..Ne gece ne gündüz dedi eli hep omuzumdaydı,kilometrelerce öteden moral kaynağımdı..

Sevgilim değildi..çıkarı yoktu..Kadındı,arkadaşımdı,dostumdu ve artık hakkını ödeyemeyeceğim kardeşimdi..

Hakkını helal et Alev Durmuşoğlu..Van’lı kadınlar,İstanbul 112 personeli ve Van’lı küçücük bebekler adına teşekkürlerimi kabul et..Gül yüzün,güzel yüreğin hiç solmasın..”Var ol!!!”

Xwadê ji te razî be Alev DURMUŞOĞLU…

 

Written by ozlemozisik

Aralık 20, 2011 at 6:47 pm

iş'sel mevzular kategorisinde yayınlandı

BU KEZ ÇOCUKLAR İÇİN!

leave a comment »

 

DEPREM BÖLGESİNDEKİ 300.000 ÇOCUĞUN YAŞAMI RİSK ALTINDA VAN-ERCİŞ BÖLGESİ’NDEKİ ÇOCUKLARIN YAŞAMINI KORUMAK İÇİN HERKESİ İVEDİLİKLE HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ.

Van Erciş bölgesinde 23 Ekim’de meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin yıkımının ardından kış koşulları da bölgede yaşamı zorlaştırmaya devam ediyor. 2309 binanın yıkıldığı, 11847 binanın ağır hasarlı, 17923 binanın orta hasarlı olduğu bölgede süregiden 5 ve üzeri büyüklükteki artçı depremler sebebiyle bölge halkı yaşamını dışarda, edinebiliyorlarsa çadırlarda yoksa derme çatma barakalarda geçirmeye çalışıyor. Bir milyonu geçen bölge nüfusuna rağmen devlet tarafından kurulan çadırkent, mevlana kent, konteryner kentlerde barınan nüfusun toplamı yirmi bini geçmiyor. Kar yağışının başlaması ile barınmaya ilişkin sorunlar had safaya ulaştı. İmkanı bulunanların yanında ve devlet olanakları ile bölgeden hızlı bir göç yaşanıyor. Ancak halen bölgede 600.000’den fazla insanın depremin ve kışın etkilerine maruz kalarak yaşamaya çalıştığı tahmin ediliyor.

Her zaman olduğu gibi bu afette de çocuklar öncelikle ve daha fazla zarar görüyor. Depremin etkilediği bölgede göçün ardından geride kalan 300.000 çocuk bulunduğu tahmin ediliyor. Yoğun kar yağışının başladığı 11 Kasım tarihi ardından -15 dereceleri bulan soğuk hava ile birlikte ilk üç günde 300 çocuğun zature teşhisi ile hastanalerde tedavi altına aldındığı bildiriliyor.

Basına yansıyan bu rakamın çok daha ötesinde sayıda çocuğun soğuk kaynaklı hastalıklarla yüzyüze olduğu tahmin ediliyor. Şimdiye kadar resmi rakamlarla Erciş’in Çelebibağ Beldesinde 1 çocuk donarak, önceki gün ise Van’ın Karpuzalan köyünde çadırda çıkan yangında 6 ve 12 yaşlarında iki çocuk yaşamını yitirdi, iki çocuk ağır yaralandı. Tedbir alınmadığı taktirde, çocuk ölümlerinin devam etmesinden endişe ediyoruz.

Türkiye 2011 yılında, 20 Kasım Çocuk hakları Günü’nü bu kara tablo ile karşılıyor. Bölgedeki 300.000 çocuğun yaşamı ciddi risk altında. Koordinasyondan uzak, dağınık, işlevsiz, mağduriyeti arttıran çalışmalar ve göstermelik önlemler ile deprem bölgesi dışındaki toplum kesimlerini ikna çabası bir yana bırakılıp durumun ciddiyetinin farkına varılmalıdır. Daha fazla gecikmeden çocukların yaşamını koruyacak etkin önlemler alınmalıdır. Bu çerçevede:

Her türlü iç ve dış olanaklar bir ön önce bu amaç doğrultusunda seferber edilmeli, bölge sivil toplumun, ulusal ve uluslararası yardım kurumlarının etkinliklerine açılmalıdır.

Yardım dağıtımları düzenli olarak ve çadırkentlerde olmasalar dahi tüm ihtiyaç sahiplerini kapsayacak şekilde yapılmalıdır. İhtiyaç sahibinin yardıma değil yardımın ihtiyaç sahibine ulaştığı bir sisteme geçilmeldiir.

Devlet bölge halkına tam olarak ulaşamamaktadır. Bölgede sosyal hizmet altyapısı yoktur. Çocukların durumunun tespiti ve yerinde destek verilebilmesi için sosyal hizmet altyapısı hızla kurulmalıdır. Bu hizmetin sağlanması için ulusal ve uluslararası sivil toplumdan gelen destek talepleri hızla değerlendirilmeli ve sonuçlandırılmalıdır.

Sivil toplum örgütleri için işletilen “akreditasyon” sistemi bölgede çalışma konusunda izin almayı haftalara yayan bir bürokrasiye dönüşmüştür. Akreditasyon ile ilgili kalıcı muattap belirlenmeli ve süreç tüm sivil toplum kuruluşları için açık, adil ve hızlı bir şekilde işletilmelidir. – Kızılay çadırları yerine biran önce kış koşullarına uygun konteynerler, pünomatik ve/veya prefabrik yapılar kurulmalıdır. Bu yapıların sayıları sembolik olmaktan çıkarılmalıdır.

 – Çadırkentte yaşamak yardım almanın şartı olmaktan çıkarılmalıdır. Evlerinin bahçelerinde ya da civarında barınmak zorunda olan ailelere de koşulsuz, yerinde, geçici barınak, gıda ve sağlık desteği verilmelidir.

1995’ten bu yana BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin tarafı olan Türkiye sözleşmenin 6. Maddesinde belirtildiği üzere öncelikle çocukların yaşam hakkını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ve bölgedeki durumun gereği tüm kamuoyunu, ulusal ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşları İVEDİLİKLE, bölgedeki çocukların yaşamını korumak için harekete geçmeye çağırıyoruz.

 

Gündem:  Çocuk!, her çocuğun hak sahibi, eşit, özgür ve onurlu birer birey olarak, barış içerisinde, iyi ve mutlu bir yaşam sürmesi için çocukların yararına bütüncül bir dönüşümü ısrarla savunan bir sivil toplum örgütüdür. Çalışmalarını çocuk hakları alanında yaşanan sorunların temelindeki paradigmanın değişmesi, savunuculuk, ağ çalışmaları ve katılım programları altında, öncelikli çalışma arkadaşları olan çocuklarla birlikte sürdürür.

Gündem: Çocuk! Çocuk Haklarını Tanıtma, Yaygınlaştırma, Uygulama ve Uygulamaları İzleme Derneği. Tunalı Hilmi Caddesi No:54/8 Kavaklıdere/ ANKARA

* Tel-Faks: 0312 437 76 41

http://www.gundemcocuk.org   *   info@gundemcocuk.org

bülten kaynak adresi için : http://www.gundemcocuk.org/content/view/1281/1/

 

Written by ozlemozisik

Kasım 20, 2011 at 1:30 pm

iş'sel mevzular kategorisinde yayınlandı

Oip Birgün…

with 2 comments

 

http://www.olmadikislerpesinde.blogspot.com/ adresinden Oip ve maceralarını takip etmenizi şiddetle öneririm..

 

 

 

 

Written by ozlemozisik

Eylül 29, 2011 at 3:08 pm

iş'sel mevzular kategorisinde yayınlandı

Carpus..Hand..

leave a comment »

 

Tıbbi terminoloji de carpus/hand diye geçiyor ellerimiz(biri kemiklerini birisi hepsini ifade ediyor)..Herşeyi maddeleştirdiğimiz gibi onu da maddeleştirmişiz..Öyle ya hastanın eli kopmuş dediğimizde hisleniyoruz üzülüyoruz neticede bizde insanız.Ama durumu latince özetleyince duygularımız ölüyor olayı tamamen mesleki açıdan ele alıyoruz..Ele alıyoruz..Ele alıyoruz..

Ellerimiz bizim için öyle önemli ki..Mesela bir öğretmen elleri olmadan da eğitim verebilir,bir müzisyen elleri olmadan şarkılarını söyleyebilir hatta bir ressam elleri olmadan hayallerini resmedebilir..Bense ellerim yoksa koca bir hiçim..Yerine kullanabileceğim hiçbir alternatifim yok.Ellerim yoksa cpr yapamam,ellerim yoksa traksiyon yapamam,ellerim yoksa ilaçları hazırlayamam,ellerim yoksa hayati tehlikenin bulunduğu yerden hastamı çekip alamam..Kısaca ellerim yoksa hayat veremem…

Ellerim çok zaman kirlidir benim..Kanlıdır,kusmukludur,irinlidir…Tıbbi eldivenler çok zaman parçalanır gider ellerimde..Ellerim bazen memedir yeni doğmuş bebeklere..Ellerim bazen umuttur tuttuğum her ele..

26 Eylül 2011..yer; ambulans..Ellerime baktım..Ellerime baktım..Ellerime baktım..

Eldivenlerim kıpkırmızı kan içindeydi yine….Biran ben ne yapıyorum nasıl bir hayatım var benim dedim..Kan kokusu geldi burnuma ellerimden..Tiksindim..Üzüldüm kendime..Sonra çıkardım eldivenlerimi..Eldiven pudrasına bulanmış parmaklarıma baktım..Kırmızı ojelerimi görünce gülümsedim..Ellerimi daha bir sevdim kırmızı yapmıştı yine yapacağını..Ellerim dedim,ellerim aslında güzeldir benim..

Written by ozlemozisik

Eylül 28, 2011 at 3:51 pm

iş'sel mevzular kategorisinde yayınlandı